Size Afrika’da varlığı pek az kişi tarafından bilinen, haritada bir noktadan ibaret, çölün kıyısına kurulmuş küçücük bir bağın sıradışı hikayesini anlatacağım.

 

Dünyanın en eski çölü: Namib

Namibya’ya ismini veren Namib Çölü, ülkenin en kuzeyinden en güneyine, Atlantik Okyanusu boyunca kesintisiz uzanır. 2000 km’den uzun bu devasa çölün adı yerel Nama dilinde ‘engin’, ‘uçsuz bucaksız’ anlamına gelir.

 

namibyaNamib dünyanın en eski çölüdür. 43 milyon yıl önce oluşmuş, son 2 milyon yıldır hiç değişmemiş, 2013’te Unesco Dünya Mirası listesine alınmıştır. Dünyanın en yüksek kumulları ne Sahra’da, ne Atacama’da, ne Gobi’dedir; 300 metreye kadar uzanan bu yüksek kumullara Namib Çölü evsahipliği yapar. Hilal, yıldız, at nalı gibi farklı formları bir arada bulunur. Çölün büyük kısmı boş, ıssız, yerleşimsiz, hatta girilmezdir.

İşte bu engin, uçsuz bucaksız, kuş uçmaz kervan geçmez Namib Çölü’nde şarap tadımına gidebilirsiniz. Evet, şarap. Diyeceksiniz çölün ortasında bağ mı olur? Olur efendim, isteyince neler olur.

Kaç para bir çiftlik?

Burası Neuras. ‘Dünyanın en kuru bağı’. Yerel Koikoi dilinde ‘terkedilmiş su yeri’ anlamına geliyor ismi.

namibya şarap

Neuras’ın hikayesi Almanya’nın 1880’lerde Namibya’nın hamisi (protactorate) olmasıyla başlar. Takip eden yıllarda bir çok Alman yerleşimci ülkeye gelip toprak sahibi olur. Onlardan biri de, 1894’te bugün Neuras’ın bulunduğu araziyi satın alan Ernst Hermann’dır. 30.000 hektarlık bu arazi için Herr Hermann’dan tam tamına 2 Alman Markı ödemesi istenir! Yazıyla iki! Ernst Bey teklifin üzerine atladı sanıyorsanız yanıldınız. Kendisi işini bilen bir tüccar olsa gerek ki, çölün orta yerinde hiçbir gelecek vaat etmeyen bu arazi için pazarlık eder. Fiyatı 1,5 (!) Alman Markı’na indirir!

Alman askeri birliklerinin doyurulmasına ihtiyaç duyulduğundan Ernst Hermann arazinin içinde bulduğu su kaynakları, irili ufaklı pınarlar sayesinde çiftliğinde meyve, sebze, tahıl ve kök bitkiler yetiştirmeye başlar. Namibya topraklarını keşif görevine çıkan Alman askerleri birlikleri burada mola verir, doyup dinlenir, kuzeye doğru yola devam ederler.

Hermann, pek kayıt tutmayan biri olduğundan tam yılı bilinmese de 1900’den önce olduğundan emin olunan bir tarihte, Almanya’dan bir asma fidesi getirip diker araziye.

 

Etme bulma dünyası

Bu sırada, Almanlar’ın el koyduğu Namibya topraklarının asıl sahibi yerel Nama halkı askerlere direnip savaşmakta ve topraklarını geri almaya çalışmaktadır. Ernst Hermann, Namalar’ın tüm Alman erkeklerini öldürdüğü bir baskında kendi çiftliğinde hayatını kaybeder. Henüz küçük bir çocuk olan oğlu Felix uzun sarı saçları nedeniyle kız çocuğu zannedilerek katliamdan kurtulur. Felix biraz büyüyünce babasının hayatına mal olan bu çiftliğin aynı zamanda onun en büyük hayali olduğunu idrak ettiğinden çiftliği devam ettirmeye karar verir. Fakat işin başına geçince fark eder ki, arazinin büyüklüğü babasına söylendiği gibi 30.000 değil, 28.800 hektardır. Bu kabul edilemez bir durumdur. Eksik toprağın parasını geri almak için başvurur ve bilin bakalım kaç para geri alır? Tam 2 Alman Markı! Çiftlik bedavaya geldi mi : )

Arazi 1942’de Landsrath isimli başka bir Alman’a satılır. Çiftlik işleriyle uğraşmaya pek hevesli olmayan Herr Landsrath araziyi ikiye bölüp iki kızına miras bırakır. Kızlardan biri kendi payını derhal satarak parasını alıp Almanya’ya geri döner. Diğer kızı 1980’lerin ortasına kadar çiftlikte yaşamaya devam eder. Taa ki kocası bu ıssız yerde zar zor geçinerek yaşamaya isyan edip  yeter be kadın  diyene kadar. Daha rahat geçinebilmek için hayvancılık yapmaya, bunun için de yeterli miktarda ot bulunan daha güneyde bir bölgeye taşınmaya karar verirler. Böylece çiftlik yıllarca boş ve atıl kalır. Bir bekçi arazi istila edilmesin diye çiftliğin başında bırakılır, o kadar. Kimse toprağı ekip biçmez, kimse Hermann’ın diktiği o asmaya dönüp bakmaz. Her şey kaderine terk edilmiştir.

 

Kaderin döndüğü an

1997’de Shell’in emekli olmuş eski CEO’su Allen Walkend-Davis çiftliği satın alır. Walkend-Davis aldığında yıllardır kimsenin bakmadığı o asma hala hayattadır ve meyve vermeye devam etmektedir. Bir asmaya, bir de arazinin geçmişine, hikayesine, toprağın bir zamanlar ne kadar verimli olduğuna bakan Walkend-Davis buranın özel bir durumu olduğunu kavrar. İlişkiler ağını harekete geçirip sağı solu arar ve Güney Afrika’daki bir şarap uzmanıyla irtibata geçer. Gelip toprağı incelemesi için bu uzmana aylarca dil dökmesi gerekir, bir yalvarmadığı kalır. Adam çölün ortasında üzüm yetiştirilebileceğine şüpheyle bakmaktadır haliyle. İş uzadıkça uzar, fakat uzman nihayet iki haftalığına Namibya’ya gelir.

İki haftalık inceleme sonucunda biraz da hayretle anlaşılır ki, Neuras’ın arazisi üzüm bağı kurmak için uygun şartların bir araya geldiği, harika bir konumdadır. En başta, sahip olduğu beş farklı su pınarının suyu o kadar fazladır ki, sadece iki tanesi araziyi sulamak için yeterlidir. Toprak alkali kil, üzüme uygun, çok zengin bir topraktır. İrtifa 1100 metre, Atlantik Okyanusu yalnızca 170 km uzaktadır. Doğuda yer alan Teras Dağları sıcak rüzgarlara karşı bariyer görevi görmekte, özellikle yazın bu aşırı sıcak rüzgarlar dağların üzerinden gelip araziyi yukarıdan geçerek çöle ulaşmakta, böylece toprak serin kalmakta, üzerindeki ürünler kavrulmamaktadır. Bütün bu şartlar bir araya geldiğinde, üzüm yetiştirmek için ideal bir mikro iklim oluşmuştur.

Bağlar kurulur. Ağırlıklı Şiraz, biraz da Merlot ve Petit Verdot. İlk hasat 2000’de alınır, ilk şarap 2001’de çıkar. İlk ürünler felakettir. Kimse içemez bile. Ancak takip eden yıllarda güzel şaraplar yapılmaya başlanır.

Na’ankuse’nin ortaya çıkışı

Yağış nedir pek bilmeyen bu bölgeye 2012’de rekor sayılacak bir miktar, 300 mm yağmur düşer. Normalde kupkuru duran dere yatakları dolup taşar.

namibya şarap

Bu taşmalardan biri henüz yeni hasat edilmiş üzümlerden yapılma şarapların meşe fıçılarda dinlenmeye bırakıldığı kilere ulaşır. Fıçıların diz boyu sularda yüzdüğünü görenlerin kalbine iner. Neuras o yılın tüm ürününü kaybeder (Yine de sularda yüzen fıçılardan şarapları çıkarıp üç kere distile ettikten sonra yumuşak içimli bir brendi yapmayı başarırlar. Neuras’ta duyacağınız prensiplerden biri: Şarap asla, asla, asla atılmaz, dökülmez. Her haliyle değerlidir). Bu büyük kaybı takiben arazi satışa çıkarılır. Mart 2012’de Neuras Bağları, bir doğal hayatı koruma derneği olan Na’ankuse tarafından satın alınır.

Na’ankuse yetim kalan vahşi hayvanları korumaya alıp büyüten ve tekrar doğaya salan, yasa dışı avcılığa karşı gerekirse yerlerini değiştiren, çita, leopar ve sırtlan gibi yırtıcıların nüfusunun korunması için çalışan bir kuruluş. Rehabilite ettikleri vahşi hayvanların doğaya dönüş için kullanabileceği bir koridor ararken Neuras’ın arazisinin bir kısmının tam da buna uygun şekilde Naukluft Dağları üzerinde olduğunu fark eder ve çiftliğe talip olurlar. Çiftlikte şarapçılık yapılıyor olması beklenmedik bir piyangodur. Namibyalılar’ın çoğunluğu gibi Naankuse’cilerin de ülkelerinde şarap üretildiğinden haberi yoktur.

 

Kimseye söylemeyin, aramızda!

Benim Neuras’ı ziyaret ettiğim 2015 yılında, üç farklı kupajdan yılda sadece 2800 şişe üretim yapılıyordu. 15.000 şişeye çıkmak için yeni bağlar kurulmasına, ayrıca turistlerin konaklaması için renovasyon yapılmasına başlanmıştı. Koruma altına alınmış tarihi asma ise -inanılması zor ama- hala iri, sulu meyveler veriyordu. Şarap tadımından sonra satın aldığımız her şişenin hayvanların korunmasına katkı sağladığını bilmek de güzeldi.

namibya şarap

Namibya’ya gittiğinizde sıradışı bir yer görmek, farklı bir deneyim yaşamak isterseniz, sadece sizin kulağınıza fısıldadığım bu tüyoyu, Namib Çölü’nün saklı cevheri Neuras’ın adını yazın bir kenara.

 

Aylak Gezi Kulübü’nün Namibya seyahati hakkında bilgi için şuraya tıklayabilirsiniz.

Namib Çölü’nde skydiving:

60 Saniyede Namibya:

PAYLAŞ:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.