Gözlerinin içi gülen, olağanüstü sakin ve alçakgönüllü insanlar Kamboçyalılar. Dünya savaş literatürüne “özsoykırım” tabirini kazandıracak büyük acılar yaşamalarına rağmen mutlu, yeryüzündeki en yoksul ülkelerden biri olmalarına rağmen mağrurlar. Çünkü onlar görkemli Khmer (Okunuşu: Kımer) İmparatorluğu’nun torunları.

Bugün Kamboçya dediğimiz topraklarda insan yaşamının en az 6000 yıldır var olduğu ve en az 1000 yıldır da pirinç yetiştirildiği biliniyor. Fakat tarihin kaydı pek yok. Olanları da Çin kaynaklarından öğreniyoruz. 1.yy’da Çinli tüccarlar buraya gelmiş ve küçük prensliklerle karşılaşmışlar. Bu prenslikler, Hint kültüründen epeyce etkilenmiş, sınıf sistemini kullanan ve Hindu-Budist inanışlarına göre yaşayan devletçiklermiş.Yine Çinliler’den öğrendiğimize göre, 1. yy ile 6. yy arasında “Funan” isimli tek bir büyük krallık varmış buralarda. İlk Khmer krallığı kabul edilen Funan, Hintlilerle Çinliler arasındaki ticaret yollarını işletmiş, büyük şehirler kurmuş.

Sonra 600 ve 700’lü yıllarda “Zhenla” devri yaşanmış. Son derece ilginç Khmer alfabesi ilk bu devirde kullanılmaya başlanmış, taş Hindu tapınakları ilk bu devirde yapılmış.800’lü yıllara gelindiğinde, bugünkü Endonezya’nın Java ya da Sumatra adalarından birinde rehin tutulan bir Khmer prensi ülkeye dönmüş. Jayavarman II ismindeki bu prens (artık nasıl karizmatik bir kişilikse) gelir gelmez bütün o irili ufaklı krallıkları/prenslikleri kendi himayesi altında toplamış ve Khmer İmparatorluğu’nu kurmuş. Bu görkemli imparatorluk 600 yıl hüküm sürmüş.

Tarihleri zihnimizde oturtabilmek için şöyle yardımcı olayım: Jayavarman’ın imparatorluk kurduğu sırada, biz biraz kuzeyde, Kutluk Bilge Kağan’ın kurduğu Uygur Devleti’nde yaşıyorduk.

Khmer İmparatorluğu en şaaşalı dönemini 12. yy’da yaşamış. Bugünkü Vietnam, Laos, Tayland dahil taa Burma ve Malezya topraklarına kadar genişlemiş, bütün Hindiçin’i kaplamış. Özellikle başkent Angkor’da, Hindu ve Budist tanrılara adanmış, muhteşem işçilikleri ile göz kamaştıran tapınaklar inşa edilmiş. Sayısı binden fazla olan bu tapınakların en ünlüleri Angkor Wat ve Angkor Thom’daki Bayon.
İşte biz de Phnom Penh’e indiğimizde hiç vakit kaybetmeden Angkor’daki tapınakları görmek üzere yola koyulduk. Unesco’nun dünyanın en önemli kültür mirasları arasında gösterdiği Angkor Wat ve Bayon’u görmek için Siem Reap ismindeki küçük, turistik kasabaya gitmek gerekiyor.

Siem Reap – Phnom Penh arası karayoluyla 5,5 saat. Havaalanında 10 dolara anlaştığımız taksici, bizi yarım saat uzaklıktaki şehir merkezinde internetten bulduğumuz bir otobüs şirketinin bürosuna bıraktı. Buradan adambaşı 5 dolara biletlerimizi aldık.

Kısa süre sonra pencerelerinden püsküllü perdeler sarkan külüstür otobüsümüz geldi, hoplaya zıplaya yola koyulduk. Çukurlara, engebelere aldırmayan göz kapaklarımız yol yorgunluğunun etkisiyle düşüverdi.

PAYLAŞ:

1 Yorum

  1. Aysegul

    Gittiğim oldukça uzun zaman oldu ama Bayon tapınağın her tarafındann bana bakan o adamın inanılmaz görüntüsü hala aklımda..

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.