Ocak mıydı, Şubat mıydı, tam hatırlamıyorum. Tanzanya’nın kapısından dönmüş, Sudan’da sadece bir gün karada gezebilmiş, dolayısıyla Afrika’ya doyamamış ben, Güney Afrika’ya gitme teklifine balıklama atladım. Bir Pazar kahvaltısında Emrah, Birant, Burak ve Bora’dan oluşan seyahat ekibimiz, Leb-i Derya’da buluşup ne yapacağımızı konuştuk. Sardalyaların göçünü mü izlemeye gidelim, kaplan köpekbalıklarının avlanmasını mı? Büyük beyaz görmek için kafes dalışı yapacak mıyız? Onca yol gitmişken aslan kaplan görmeden dönülmez, safariye cip kiralamadan gidilmez. Bir de Oribi diye bir yer varmış, 100 metreden kafaüstü boşluğa atlanıyormuş, peki onu da yapalım. Bunca aktivasyona kaç gün izin almak, kaç para bayılmak lazım?

Böyle böyle konuşurken bizim seyahat planı şekillendi. 3 Mayıs Cumartesi akşamı kendimizi havaalanında, THY kontuarındaki görevliyle kilo pazarlığı ederken bulduk. Mil kartlarımızın sağladığı ekstra kilo hakkına rağmen dalış ekipmanlarımızın yarattığı ek yükü saklamak mümkün değil. Mecburen bazı alet edevatı elimize aldık, salkım saçak uçağa bindik.

Gece bindiğimiz uçaktan sabah Johannesburg’da, ya da yaygın kullanılan adıyla Jo’burg’de indik. Bizden iki gün önce gelmiş olan Bora, safariye gideceğimiz iki Land Rover Defender ve rehberimiz Henry ile bizi havalanında karşıladı. Soldan akan trafikte Kruger Milli Parkı’na doğru yola koyulduk. Yaklaşık 8 saatlik yolculuk sırasında bir kere yolu, bir kere de birbirimizi kaybettikten sonra nihayet Kruger’ın giriş kapılarından birinin önüne geldiğimizde saat akşam altıbuçuk olmuş, kapılar çoktaaan kapanmıştı. Dışarıda kaldık.

Kruger Milli Parkı, Güney Afrika’nın kuzeydoğusunda, neredeyse tüm Mozambik sınırı boyunca uzanan, devasa bir bölge. Kuzeyden güneye uzunluğu 380, batıdan doğuya genişliği 60 km. Daha rahat anlaşılması için bir kıyaslama yapayım: Marmara Denizi’nin kapladığı alanın 2 (iki) katı büyüklüğünde bir yer.

Bu devasa alanın tamamı elektrikli teller ile çevrili. Amaç basit: Hayvanlar yolunu şaşırıp şehir hayatına karışmasın, kötü niyetli insanlar da içeri sızıp para veya zevk uğruna katliam yapmasın. Elektrikli teller kilometreler boyunca bu alanı çevrelerken, farklı noktalarda yer alan 10 adet giriş kapısı her sabah 06.00’da açılıyor ve her akşam 17.30’da kapanıyor.

Parka sabah girip akşam çıkabilir ya da gece içerdeki 17 kamptan birinde konaklayabilirsiniz. Kamp dediysem aklınıza çadır ya da karavanlar gelmesin; basit, temiz ve yusyuvarlak, çatısı sazdan, Afrika usulü, iki kişilik bungalovlarda kalıyorsunuz.

Neyse, kumral, mavi gözlü, 28 yaşında, beyaz bir Güney Afrikalı olan rehberimiz Henry sağa sola telefon etti, bir grup korucunun en yakın şehre halı saha maçı yapmaya gittiğini öğrendi ve geri dönerken bizi de almalarını rica etti. İki saat kadar kapının önünde oturup korucuların maçının bitmesini bekledik mecburen. Adamların gelip bizi kapıdan geçirmesinden sonra bir 2 saat daha yol gitmemizse bana tam bir sürpriz oldu. Yavaş yavaş mesafeleri idrak etmeye başladım. Nihayet bungalovlara vardığımızda saat gece onbuçuğu gösteriyordu. Evden çıkışımın üzerinden tam 27 saat geçmişti!

PAYLAŞ:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.