Yeni Zelanda. Türkiye’ye en uzak ülkelerden biri. Büyük kara parçalarının tamamına uzak ve izole bir ada. Harmanlanmış özgün kültür, genç gelenekler, olağanüstü bir doğa ve sporla içiçe rahat bir yaşam tarzı… Bu yaşanası, güzel ülkeyi daha yakından tanımak için gelin size Yeni Zelanda’nın 9 ulusal simgesini anlatayım:

 

1.Koyun

Bir ülkenin simgesinin güçlü, zeki, lider, atak vb. özellikleri olan hayvanlardan biri değil de, ablak bakışlı koyun olması tuhaf mı dersiniz? Bence değil. Çünkü koyun, etiyle, sütüyle, yünüyle Yeni Zelanda ekonomisinin belkemiğini oluşturuyor.

Yeni Zelanda dünyada insanların keşfettiği son büyük kara parçası. Burada insan yerleşimi çok yakın bir tarihte, yalnızca 800 yıl önce başlamış. Bir başka deyişle, neredeyse Osmanlı Devleti’nin kurulduğu sıralarda…

Büyük kara parçalarının tamamına uzak ve izole bir ada olması nedeniyle, Pasifik adalarından yelkenlileriyle gelen ilk yerli kabileler ayak basana kadar, tek bir yarasa türü hariç, hiçbir memeli yaşamıyormuş adada. Tüm memeli kara hayvanları ya ilk gelen kabilelerin Pasifik adalarından getirdiği hayvanlardan türemiş ya da Yeni Zelanda’yı İngiliz sömürge toprakları arasına katmak isteyen krallık donanma gemileri aracılığıyla (isteyerek ya da istemeyerek) adaya taşınmış. Bu hayvanlar arasında ticari olarak en değerlisi elbette koyunlar olmuş. Yetiştirilmek üzere 18. ve 19. yüzyılda adaya getirilen koyunların ürünlerinden ilk ihracat 1850’lerde başlamış.

Aslında 31 milyon civarındaki koyun nüfusuyla Yeni Zelanda dünyanın en çok koyuna sahip ülkesi değil, fakat kişi başına düşen koyun sayısı çok yüksek. Karşılaştırma yapmak gerekirse (2011 verilerine göre) Türkiye’de 3 kişiye 1 koyun düşerken Yeni Zelanda’da 3 kişiye tam 21 koyun düşüyor.

Yemyeşil uçsuz bucaksız otlaklar, mis gibi hava… Kapalı çiftlikler, meralar yok. Tüm hayvanlar hayatları boyunca açık havada yaşıyor. Bana sorarsanız, Yeni Zelanda koyun olarak doğmak için en doğru ülke!

 

2. Kivi

Dünyanın en kuşa benzemeyen kuşu: Uçamaz. Geceleri hareket etmeyi sever. Kuş tüyünden ziyade kılla kaplı bir deriye sahiptir. Üstüne üstlük gagasında burun delikleri olmayan tek kuştur. Bütün bu tuhaflıklarına rağmen (ya da belki de tam da bunlar yüzünden) kivi kuşu Yeni Zelandalılar tarafından coşkuyla benimsenmiş ulusal sembollerden biri. O kadar ki, bir Yeni Zelandalı kendisine Yeni Zelandalı değil, ‘Kivi’yim der.

Yeni Zelanda’ya özgü başka kuşları geride bırakarak sembol olma şerefine nail olmuş kiviyi posta pullarında, madeni paraların üzerinde, biradan domuz pastırmasına kadar çeşitli ürünlerin ambalajında görebilirsiniz. Adına düzenlenen bir piyangosu olduğu gibi, çok sevilen ve bizim ülkemizde de yaygın olarak yetiştirilen kahverengi kabuklu, tüylü meyveye de adını bu kuş vermiştir.

Dünya üzerindeki varlığı 30 milyon yıl öncesine dayansa da, son 200 yıl kendisi için epey zorlu şartlarda geçti. Adaya dışardan gelen hayvan, bitki ve hastalıklar nedeniyle doğal yaşam alanı zarar gördü ve nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. 1991’den beri koruma altında.

Adalılar kendilerine kivi dese de aslında pek azı dünya gözüyle bu tuhaf kuşu görebilmiştir, zira kivi hayatını kuytu ve uzak alanlarda geçirir, ışıktan hoşlanmaz ve gündüzleri uyur. Bir kivi görmenin en garanti yolu, ne yazık ki, koruma merkezlerinden birini ziyaret etmek. Yeni Zelandalılar, kivinin neslinin uzak kuzeni ‘moa’ gibi yok olmaması için büyük mücadele veriyorlar.

 

3. Haka dansı

Haka dansının kökeni Yeni Zelanda yerlisi Maoriler’in kültürüne dayanıyor. Çoğu insan haka’yı bir savaş dansı olarak algılar, çünkü bu dansa muhattabına karşı yapılan bir mücadele öncesi şahit olmuştur. Oysa ‘haka’ kelime manasıyla ‘dans’ veya ‘dans edilerek söylenen şarkı’ demek.

Yakın tarih haka dansının erkekler tarafından yapıldığını varsaysa da, aslında efsaneler ve gelenekler başka bir öykü anlatıyor bu dansın geçmişi konusunda. Örneğin, en ünlü haka dansı olan ‘ka mate’ kadın seksüalitesinin gücü hakkında.

Avrupalılar ile temastan önceki zamanlarda haka, iki tarafın karşı karşıya geldiği resmi törenlerin bir parçasıydı. Maori kültüründe ‘tangata whenua’, yani evsahibi kabile ile ‘manuhiri’, yani ziyaret eden kabile karşılıklı konuşmalardan sonra haka dansı yapardı. Evsahibi kabile ‘haka peruperu’ denen karşılama dansını yapar, misafiri de kendi geleneklerine uygun haka dansı ile cevap verirdi.

Maori yerlilerinin Avrupalı kaşifler, misyonerler ve ilk yerleşimcilerle karşılaşmasından itibaren haka dansı değişime uğramış. Günümüzde sadece milli maçlar, anma törenleri, İngilitere Kraliçesi ya da yabancı devlet adamlarının ziyareti gibi özel durumlarda sergileniyor.

 

4. Gümüş eğreltiotu

Yeni Zelandalılar’ın duygusal bağlarının çok güçlü olduğu bir sembol de gümüş eğreltiotu. Adalıların spora düşkünlükleri ve adanmışlıkları düşünülecek olursa gümüş eğreltiotunun özellikle sporla ilişkili yerlerde sık sık kullanılıyor olması tesadüf olmasa gerek. Ancak sadece sportif bir simge değil bu ot, birçok başka alanda da kullanılıyor. Yeni Zelanda’nın meşhur ihraç ürünü Fernleaf Butter’dan Wellington’daki Neil Dawson’s Civic Square heykeline, 1904-1948 yılları arasında yaşamış ünlü uzun mesafe yüzücüsü Katerina Nehua’nın mayosundan milli netbol takımı ‘The Silver Ferns’in adına kadar, gümüş eğreltiotuna Yeni Zelandalılık’ın simgesi olarak sık sık rastlayabilirsiniz.

Gümüş eğreltiotunun özellikle ordu birlikleri için duygusal bir anlamı var. 1899-1902 yılları arasındaki Güney Afrika Savaşı’nda deniz ötesi göreve gidenler yakalarındaki gümüş eğreltiotu armalarından tanınırmış. Bu armalar 1. Dünya Savaşı esnasında ordunun en yaygın ve sürekli arması haline gelmiş.

Yeni Zelanda’nın bir numaralı milli sporu rugby’nin simgesinin de, elbette, gümüş eğreltiotu olduğunu söylemeye gerek yok.

 

5. Pavlova.

Yeni Zelanda’da kutlanmaya değer her olayda şu cümleyi duyarsınız: Pav’ı uzatsana…

Pavlova pastası Yeni Zelanda’nın simge tatlısı. Ancak Avustralya da Pavlova üzerinde hak iddia ediyor ve bu durum Yeni Zelandalılar’ın canını çok sıkıyor.

Bu güzel pasta adını ünlü Rus balerin Anna Pavlova’dan alıyor. 1926 yılında Avustralya ve Yeni Zelanda’yı kapsayan bir turneye çıkan ünlü balerin Yeni Zelandalılar’ı gösterileriyle büyülemiş, zamanın gazetelerinde boy boy röportajları yayınlanmış.

Pavlova’nın biyaografisine göre, Yeni Zelanda’nın Wellington şehrinde kaldığı otelin şef aşçısı, onun tütüsünden esinlenerek bu pastayı icat etmiş. Şef, tütünün temel şeklini merenge ile vermiş, eteğin kabarık tüllerini çırpılmış kremayla oluşturmuş ve tütünün üzerindeki yeşil çiçekleri temsilen pastanın üzerine kivi dilimleri yerleştirmiş. Bu özgün pasta dansçının kişiliğinin zekice bir yansıması olarak yorumlanmış. Wellingtonlı şef, pastanın orijinal tarifini hiçbir yerde yayınlamadığı için takip eden yıllarda farklı Pavlova tarifleri ortaya çıkmış ve 1934’te Avustralya da tarif üzerinde hak iddia ederek Yeni Zelandalılar’ı çileden çıkarmayı başarmış.

 

6. Bungy atlayışı

Ucuna kanca takılmış, kumaş kaplı elastik halatlar Yeni Zelanda’da onlarca yıldır ‘bungee ipleri’ diye biliniyor.

1950’lerde David Attenborough ve BBC’den bir film ekibi Vanuatu’nun Pentecost Adası’ndan ‘Land Divers / Yeryüzü Dalgıçları’ isimli bir çekimle döner. Bu çekimlerde ayak bileklerine ip bağlı genç adamlar yüksek tahta platformlardan atlayarak cesaret gösterisi yapmakta ve böylece erkekliğe adım atmış kabul edilmektedir.

Modern anlamda ilk atlayış ise 1979’da Oxford Üniversitesi Tehlikeli Sporlar Kulübü tarafından Bristol’daki Clifton Köprüsü’nde gerçekleştirilir. 76 metre yüksekliğindeki köprüden atlayan sporcular hemen sonra tutuklandıysa da ABD’ye giderek Golden Gate Köprüsü ve Royal Gorge’dan da atlamaktan geri kalmazlar. Royal Gorge’dan yaptıkları atlayış Amerikan televizyonunda ‘That’s Incredible’ isimli programda yayınlanır ve bu sayede aktivite tüm dünya tarafından tanınır.

Atlayışların ticari hale gelmesi, yaygınlaşması ve benimsenmesi ise Yeni Zelandalı A. J. Hackett sayesinde gerçekleşir. Hackett ilk atlayışını Auckland’daki Greenhithe Köprüsü’nden 1986’da yapar. Takip eden yıllarda aralarında Eyfel Kulesi’nin de olduğu birçok yapıdan atlayarak halkın ilgisini çeker. Ardından Yeni Zelanda’nın güney adası üzerinde bulunan ve bugün bu sporun başkenti olarak anılan Queenstown’da Kawarau Köprüsü’nde dünyanın ilk sürekli ve ticari atlayış merkezini açar.

Hackett küçük bir harf değişikliği yaparak bu sporu ‘bungy’ olarak isimlendirmiş. O gün bugündür de bu ekstrem sporun adı bungy atlayışı ve Yeni Zelanda’nın simgelerinden biri.

 

7. Sir Edmund Hillary

Dünyanın en yüksek dağı Everest’in zirvesine ilk tırmananlar Yeni Zelandalı Edmund Hillary ve yardımcısı Nepalli Şerpa Tenzing Norkay’dır. 29 Mayıs 1953’te zirveyi görmüş ve kendilerinden sonraki dağcılar için ilham kaynağı olmuşlardır.

Yeni Zelanda’nın milli kahramanı Edmund Hillary 20 Temmuz 1919’da Auckland’da doğar. Babası Gelibolu’da savaşmış bir gazidir. Auckland’da okula gittiği yıllarda yakındaki Ruapehu Dağı’na düzenlenen bir kayak gezisi dağcılığa ilgisinin başlamasına neden olur. 1939’da ilk tırmanışını yapar. Avrupa Alpleri ve Himalayalar’da tecrübe kazandıktan sonra, 1953’te John Hunt liderliğindeki bir İngiliz dağcı grubunun Everet ekspedisyonuna katılma daveti alır. Everest’in zirvesine ulaştığı gün İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’in taç giyme törenine denk gelir. Törenden hemen sonra başarısından ötürü kendisine Sir ünvanı verilir.

1956-58 yılları arasında Trans-Antarktika Ekspedisyonu’na katılır. 1960’lardan sonra ise hayatını Nepalli şerpaların eğitim, sağlık ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasına adar. 1984’te Yeni Zelanda’nın Hindistan temsilcisi olarak atanır. 1995’te en yüksek şövalyelik nişanı olan Order of Garter ile onurlandırılır.

Kendisi için ‘Sıradan özellikleri olan sıradan bir insanım’ diyen Sir Edmund Hillary 11 Ocak 2008’de, 88 yaşında, dünyanın en büyük dağcılarından biri ve en ünlü Yeni Zelandalısı olarak ölür. Fotoğrafı ülkenin 5 dolarlık banknotlarını süslüyor.

 

8. Anzac

ANZAC, Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz Ordusu’nun bir parçası olarak Gelibolu cephesinde Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmış birliklere verilen isim. Avustralian and New Zealand Army Corps (Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birlikleri) ‘un baş harflerinin kısaltması.

25 Nisan 1915’te başlayan çıkarma 8 ay sürer, kanlı mücadelelere sahne olur ve 9 Ocak 1916’da Anzac’ların geri çekilmesi ile sona erer. Gelibolu Savaşı’nda Yeni Zelanda 2721 askerini kaybeder.

25 Nisan Yeni Zelanda’da resmi tatil ve Anzac Günü olarak hem Yeni Zelanda, hem Avustralya, hem de Türkiye’de anma törenleri düzenleniyor.

 

9. All Blacks

Yeni Zelanda rugby milli takımının adı.

Rugby’nin oval topu Yeni Zelanda’ya ilk kez 1870’de gelir. Bu yeni oyunun kuralları İngiltere’den öğrenilir ve çok hızlı bir şekilde benimsenerek kulüpler kurulur. 1882’de Güney Galler’den ilk yabancı takım maç yapmak üzere Yeni Zelanda’ya gelir. İki yıl sonra ise Yeni Zelanda takımı ilk defa yurtdışına, yine Güney Galler’e maça gider ve oynadığı sekiz maçın hepsini kazanır.

Sporun çok hızlı bir şekilde sevilmesi ve yaygınlaşması 1892’de Yeni Zelanda Rugby Birliği’nin kurulmasına sebep olur. Milli takıma All Blacks adı verilmesi ise bir tesadür eseridir. 1905’te İngiltere’yle yapılan milli takım seviyesindeki bir turnuva esnasında bir gazeteci yanlışlıkla bir harf hatası yapar, kaleme aldığı haberde aslında takımın hızına istinaden ‘all backs’ yazmak isterken ‘all blacks’ yazar. Takımın forması da siyah renkte olduğundan, gazetede yayınlanır yayınlanmaz isim herkes tarafından benimsenerek All Blacks olarak yerleşir.

Bugün All Blacks siyah formalarının üzerine işlenmiş gümüş eğreltiotu arması ve her maçtan önce yaptıkları haka dansıyla Yeni Zelandalılar’ın gurur duyduğu ulusal simgelerinden biri.

Bu yazı Mediazine dergisinin Eylül 2015 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

 

PAYLAŞ:

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.