Her yıl Mart ayında Japon Hava Derneği, en önemli görevlerinden birini yerine getirmek üzere çalışmalarını sıkılaştırır. Bu önemli görev, kiraz çiçeklerinin, yani ‘sakura’ların tam olarak hangi gün açacağının belirlenmesidir. Görev önemlidir, çünkü Japon halkı yalnızca ortaya çıkacak muhteşem görüntünün keyfini sonuna kadar çıkarabilmek için değil, yeni işine başlayacağı veya evleneceği günü belirleyebilmek için de meteorologların diyeceklerine kulak kabartır.

Sakura’ların tam olarak hangi gün açacağı o kadar mühim bir meseledir ki, Japon televizyon kanalları hava durumundan önce sakura durumu bildirir, çiçeklerin hangi şehirde hangi gün açacağını duyurur. Hava Derneği, 2007’de çiçeklenme tarihini 3 gün farklı tahmin ettiği için Japon halkından özür dilemiştir.

Sakura’lar açtığında hayat durur. İşten izin alınır, toplantılar ertelenir. Japonlar sevdiklerini yanlarına alarak bahçelere, parklara, tapınakların etrafına koşar. Japonya’nın meyve vermeyen kiraz ağaçlarının çiçeklenmeleri Mart’ın son günlerinde başlar. Nisan’ın ilk 10 günü en güzel halini alır. Ondan sonra da çabucak dökülür. Sakura’ların ömrünün bu kadar kısa olması aynı zamanda hayatın gelip geçiciliğinin, kısalığının, uçuculuğunun sembolüdür Japon kültüründe. Bu yüzden ağaçların altında sakin sakin yürünür, hayat hakkında derin düşüncelere dalınır ve meditasyon yapılır. Ve elbette, her bir kiraz çiçeği binbir özen, hayranlık ve dikkatle fotoğraflanır.

Japonya’da sakura’ların en güzel hali Kyoto’da izlenir. Çünkü bu zarif eski başşehirde değişik renkte çiçek açan, binlerce kiraz ağacı bulunur. Üstüne üstlük, Japon tarihinin cesur savaşçıları şogun’ların yüzyıllar önce emeklilikleri için yaptırmış olduğu evleri de Kyoto’dadır. Ve bu evlerin bahçe peyzajları çok güzeldir.

Türkiye’den Kyoto’ya gitmek oldukça kolay. İstanbul’dan direkt uçuşla Tokyo veya Osaka’ya vardıktan sonra, hızlı tren Shinkansen ile Tokyo’dan 2 saat 15 dakikada, Osaka’dan ise sadece 10 dakikada kendinizi Kyoto’da bulursunuz. Tren istasyonundan indiğinizde, karşınıza çıkacak modern caddeler ve markalar sizi şaşırtabilir, ancak biraz yürüdükten sonra bu modernite arkanızda kalacak ve siz gerçek Kyoto ile başbaşa kalacaksınız.

Kalacağınız yeri bol yıldızlı oteller arasından seçmek yerine, ‘ryokan’ denilen ve çoğunlukla yerel aileler tarafından işletilen, Japon pansiyonlarından seçmek hem cebinize iyi gelir, hem de birkaç gece futon üzerinde uyuyarak Japon kültürünü deneyimlemiş olursunuz. Birçok ryokan’ın içinde Japon hamamı ya da jakuzisi olarak nitelendirilebilecek, ‘onsen’ denilen sıcak su havuzları da vardır. Uzun yürüyüşlerle dolu bir günden sonra dinlenmek için harika bir seçenektir onsen’ler.

Kyoto’da yabancılığınızı attıktan ve yerleştikten sonra sakura’ları izlemek için doğru adreslere ihtiyacınız olacak. Japonlar, kiraz çiçeklerini izleme eylemine ‘hanami’ der. Japonca ‘çiçek’ ve ‘görmek’ kelimelerinin birleşmesinden oluşan bu sözcüğü sık sık duyacaksınız. 

Kyoto’nun en güzel ‘hanami’ noktaları:

  • Filozof Yolu
  • Maruyama Parkı
  • Arashiyama
  • Heian Tapınağı
  • Okazaki Kanalı
  • Nijo Kalesi
  • Kyoto Botanik Bahçesi
  • Daigoji Tapınağı
  • Ninnaji Tapınağı
  • Hirano Tapınağı

Hanami için Kyoto’nun en sevilen noktası ‘Filozof Yolu’dur. Ortasında minik bir kanaldan ince bir suyun aktığı, her iki yanı taşlarla döşeli, uzunluğu sadece 2 km olan bir yürüyüş yoludur burası. Kanalın her iki yanı yüzlerce kiraz ağacı ile aralıksız döşenmiştir. Sakura’lar açtığında ağaçların dalları birbirine doğru eğilerek çiçeklerden bir tünel oluşturur. Filozof Yolu adını Japonya’nın en ünlü filozoflarından biri olan Nishida Kitaro’dan alır. Kitaro, her gün Kyoto Üniversitesi’ne ders vermek üzere giderken meditasyon yaparak bu yolda yürürmüş. Kitaro’nun Filozof Yolu, Gümüş Pavyon olarak da anılan Ginkakuji’nin yakınında başlar ve Nanzenji Mahallesi’nde biter. Kanalın her iki yanında soluklanacak kafeler, küçük ve özgün hediyelik eşyalar satan sevimli dükkanlar vardır.

Kyoto’nun eski evlerini saran zarif bahçelerinin bazıları içlerinde gezinmek, bazılarıysa oturup belli bir açıdan seyretmek üzere düzenlenmiştir. İçinde gezilenler, değişik manzaralara açılan bir yürüyüş yolunu takip etmenizi gerektirir. Diğerleriyse evin en güzel köşesinden baktığınızda huzur ve dinginlik verecek öğelerle bezenmiştir. Ağaçlar, yapraklarının renklerine göre sıra gözeterek ekilmiştir. Taşlar, üzerinden hafif bir su akacak şekilde büyüklüklerine göre sıralanmıştır. Hiçbir şey öylesine yerleştirilmemiştir. Her bir bitki, taş, kum, çeşme, çiçek bir amaçla bulunduğu yere konmuştur. Ayrıca bahçenin farklı mevsimlerde nasıl görüneceği hesaplanmıştır. İlkbaharda sakura’lar açtığında nasıl bir manzarayla karşılaşacağınız da bellidir, sonbaharda akçaağaçların yaprakları kızardığında nasıl görüneceği de…

Kyoto’nun ve belki de tüm Japonya’nın en bilinen görüntüsü Altın Pavyon’a aittir. Nam-ı diğer Kinkaku-ji. İki katı komple altın varakla kaplanmış, üç katlı bu nefis yapı, şogun Ashikaga Yoshimitsu tarafından emekliliğinde oturulmak üzere yaptırılmış, 1408’deki ölümünden sonra bir Zen tapınağına çevrilmiştir. Aksi kendisini çevreleyen gölete vurduğunda müthiş bir görüntü ortaya çıkar.

Yoshimitsu’nun torunu şogun Ashikaga Yoshimasa kendi emeklilik evi olan ve Gümüş Pavyon olarak anılan Ginkaku-ji’nin yapımı için Kinkaku-ji’den ilham almıştır. Ginkaku-ji’ye karanlık dış cephesinden ay ışığı yansıdığı için Gümüş Pavyon denir. Sanat düşkünü bir şogun’un villası olarak Higashiyama denen çağdaş sanat kültürünün merkezi haline gelmiş ve bütün ülkeyi etkilemiştir. Çay seramonilerinin, çiçek aranjmanlarının, Noh tiyatrosunun, peyzaj düzenlemelerinin, şiirin ve mimarinin merkezi burası olmuştur.

Bu evleri ve tapınakları gezerken, yapıldıkları zamanın havasına girmek, kendinizi bir samuray ya da geyşa gibi hissetmek isterseniz Kyoto’nun merkezinde geleneksel Japon kimonoları kiralamanız mümkün. Görevlilerin dakikalar süren sarıp sarmalaması bittiğinde saçınız, makyajınız, aksesuarlarınız ve takunyalarınızla tarihe ışınlanmaya hazır hale geliyorsunuz. Hiç kimsenin tuhaf karşılamadığı bu kıyafetinizle sokaklarda dolaşabilir ya da saatlerce oturup bahçe izleyebilirsiniz.

Kyoto’da bir başka görülmesi gereken yer de Fushimi Inari-Taisha: Bitmek bilmez şekilde arka arkaya dizilmiş, kırmızı tapınak kapıları. 8. yy’da Hata ailesi tarafından pirinç ve sake tanrısına adanarak yaptırılmış bu masal yolu, tepeleri ve bambu ormanlarını aşarak kilometrelerce devam ediyor. Ulusal zenginliğin devamı adına, sunular ve danslarla burada her sene 8 Nisan’da Sangyo-sai Festivali düzenleniyor.

Eğer 15.yy’dan kalma tapınaklar, bahçeler, yollar hala içinde bulunduğunuz dünyadan kısa süreliğine de olsa uzaklaşmanızı sağlamadıysa, gitmeniz gereken son bir yer daha var: Arashiyama Bambu Korusu. İçinde açılmış yürüyüş yolunda yürüyebilir veya bisiklete binebilirsiniz. Baktığınız her yönde gökyüzüne uzanan bambular olacak. Bu sık ve koyu dokunun rüzgar estiğinde bir yönden diğerine esneyerek devinmesini izleyeceksiniz. Bu etkileyici ortamın fotoğrafını çekmekten kendinizi alamasanız da çektikleriniz içinde bulunduğunuz sürreal ortamı yansıtmaya yetmeyecek.

Yeterince tapınak ve bahçe ziyaret ettiğinizi düşünüyorsanız artık biraz da şehrin günlük rutinine karışma vakti gelmiş demektir. İstikamet Nishiki Pazarı! Hele hava da biraz bozmuşsa kendinizi gönül rahatlığıyla buraya atabilir ve bütün gününüzü burada geçirebilirsiniz. Nishiki Pazarı üstü kapalı bir gıda pazarı, bir çeşit Mısır Çarşısı. ‘Kyoto’nun Mutfağı’ deniyor buraya, çünkü bir Japon’un arayıp da bulamayacağı bir gıda burada yok. Tezgahlarda binbir tuhaf şeyin harika kokular saçarak sergilendiği pazarı bir bilenle gezmek en akıllıcası. Rehberli bir tur alarak Nishiki’ye dalmak hem vizyonunuzu genişletecek, hem de size merak ettiğiniz şeyleri tatma olanağı verecek. Örneğin o minik kırmızı ahtapotlar, kızarmış deniz mahsülleri, binbir renkli turşular, baharatlar, kurutulmuş sebzeler… Nishiki’de tipik Japon gıdalarının kullanım alanlarını öğrenebilir, arka sokaklarda az bilinen dükkanları ziyaret edebilir, sake tadımı için mola verebilir, kendi sushi’nizi sarmayı öğrenebilirsiniz. İsterseniz 1-2 saatlik kısa bir yemek kursuna bile katılabilirsiniz. Sonunda iştahınız iyice kabardığında küçücük bir lokantanın kapısı önünde bir saate yakın sıra beklemeyi göze aldığınıza hayret edeceksiniz.

Kyoto’nun Geyşa kültürünün merkezi olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Şimdilerde gerçek bir Geyşa’nın geleneksel müzik ve danstan ibaret hizmeti ancak kalburüstü gruplar ya da özel şirket yemekleri için kiralanabiliyor. Ancak şanslıysanız gece vakti Gion bölgesinde, kalıp gibi makyajını yapmış, parmak arası takunyalarını çarptıra çarptıra, minicik adımlarla bir evden ötekine koşuşturan gerçek bir Geyşa hala görebilirsiniz.

Gelenek demişken, Japonya’nın en eski Kabuki Tiyatrosu da Kyoto’da, Gion bölgesinde. 17.yy’dan kalma geleneksel lokantalar ve çay evleriyle dolu Gion’da yer alan tiyatronun eğer bir gösterisine denk gelecek kadar şanslıysanız, sakın kaçırmayın!

Bu yazı Mediazine dergisinin Nisan 2015 tarihli sayısında yayınlanmıştır. 

PAYLAŞ:

3 Responses

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.